
Devrimci tutsaklar, nerede olurlarsa olsunlar, hangi “tip”te, hangi hücrede, yaşamı sürdürmeye, üretmeye, okumaya, yazmaya devam ediyor... NATO öncesi “protesto eylemlerine katılabilecekleri” gerekçesi ile tutuklanarak zindanlara atılan tutsaklar, her ne olursa olsun okumaya, “dışarı” ile bağlarını sıkı sıkı kurmaya devam ediyor.
Zindanlardan genç bir tutsağın mektubunu paylaşıyoruz:
25.09.2026
Merhaba yoldaş,
Yine bir mektup günü ve yine sizden mektup alma heyecanı yaşadığım günden, içine tüm devrimci coşkumu, tüm özlemimi ve yeşerttiğimiz tüm kızıllığı kattığım dolu dolu bir merhaba sana! Çok şey sığdırıyoruz merhabalara ve nasılsınlara :)
(...) Ben sana buradaki yaşamımdan bahsedeyim biraz. Dediğin gibi buraya gelişim daha iyi oldu. Ama ilk haftaların her şeyi anlama ve kabullenip rutin oluşturma çabasını geçince ister Kilis ister Amed nerede olursam olayım zamanı verimli geçirebilmeyi başardım. İlk günler insanlar onlarca yıl kalıp nasıl zihnini daima -tel örgülerin dışında, capcanlı tutuyor diye düşünüyordum. Yoldaşlar yetişti sonra Nazım'ın dizeleriyle, "dünyadan, memleketinden, insandan umudun kesik değil diye / atılmışsan içeriye / yaşamakta ayak direyeceksin / düşmana inat bir gün fazla yaşamak..." Biz bilincimizde duvarları çoktan aştık. Gözümü kapıyorum, bir bakmışsın evrenin derinlerinde yıldızlararası yolculuk yapıyorum. Bir bakmışsın denizdeyim, Akdeniz'in ılık sularına dalıyorum, ya da toprağa iniyorum, ağaçların yeşilliğine - kuşların cıvıltısına karışıyorum. Ama hep, kendi yüreğimi sokağın kalbiyle bütünleşmiş buluyorum. Eh o kadar insanın evrimine çalıştım, bizim türümüzün, Homo Sapiens'in gücü - ayakta kalışı hep adaptasyon yeteneği sayesinde. Yeni koşullara en hızlı adaptif tepkiler vermeyi biliyoruz :) Ben de adapte oldum, ama asla alışmadım! Kimsenin de alışmasını istemiyorum. Ama en kötü koşulları lehimize çevirmeyi öğretiyor hayat. Ya da yerlerine en iyisini koymayı :)
(...) Şimdi Yapısal Bunalım'ı (Tekelci Kapitalizmin Yapısal Bunalımı, Taylan Işık Y.N.) okuyorum. Henüz okumadıysan bence sen de bak. Bu topraklarda Türk burjuvazisinin kapitalizmi geliştirmeye çalışırken hangi aşamalardan geçtiğini, bugüne nasıl geldiğini ve kendi krizlerini nasıl yarattığını anlamak için... olguları katı bir şekilde yorumlamıyor, gelişim süreci içerisinde ve altyapı-üstyapı diyalektiğini daima koruyarak anlatıyor yazar. Kemalist iktidarın karakterini yorumlamak için de çok iyi bir kitap. Onu küçük burjuva iktidarı - ya da anti emperyalist karakterli gösterip gerçek yapısının üstünü örtmeye çalışanlara da somut ekonomi politik değerlendirmelerle tokat gibi cevap... Okursan üzerine konuşabiliriz (mektuplaşabiliriz).
Buzdağını bundan önce okumuştum, üst üste okumak şu açıdan iyi oldu; Sosyalist ekonomi inşası ve oluşturduğu yaşam biçimi ile - başka bir coğrafyada olsa kapitalist ekonomi inşası ve yarattığı yıkıcı, Ortaçağ'ın köleliğinin tezahürü olan yaşam biçimini aynı anda gözlerimizin önüne sermiş, karşılaştırmış oldum. Buzdağını okumak ve üzerine çalışmak o kadar keyifliydi ki. Bundan sonra Marx-Engels-Lenin-Setenay Berdan. O kadar yetkin ki... Eminim sol cenahın hiç adını bile duymadığı şeyleri anlatıyor kitapta. Sosyalizmin çelik çekirdeğini, rayonlar sistemini.
Ben en çok eğitim ile ilgili kısma dikkat etmeye çalıştım. Sosyalizmin emeği ücretli kölelik boyunduruğundan çıkarıp; katı iş bölümünden, kafa-kol emeği ayrımından, insanı parça-insana dönüştüren yapısından çıkartıp bir üst aşamaya çıkardığını biliyoruz. Bunun büyük bir ayağı eğitim sayesinde bence. Ortada vasıfsız emek diye bir şey kalmıyor, fabrika, cevher gördüğünde çalışanını üniversiteye yolluyor, tüm masraflarını karşılayarak. Okumanın, öğrenmenin sonu olmuyor. Bu bilincin aşılandığı insan da kendi bireyselliği için değil sınıfı için, toplumu için okur, çalışır artık. Bir yandan eğitim sisteminin kendisi ile ilgili de açıklamalar var. Yazar kitaba başlarken kitap edeceğinin orta yaş üstü kitle olduğunu düşünüyor. Ama bence bu kitabı en çok gençler okumalı. Kara propagandalara karşı sosyalizmin nasıl bir yaşam vadettiğini en çok gençlerin görmeye ihtiyacı var. Ya da bazı ekonomik adımları yüzünden SSCB'yi yerden yere vuran ya da sosyalizm iyiydi parti kötüydü anlayışına sahip olanlara vereceği çok cevabı var bu kitabın. Sosyalizme geçişin deneyimleri her ülkede kendine özgü. Reçetesi yok. Temel ilkeleri var. İdeal olandan zaman zaman sapma, SSCB için sosyalizm idealinden vazgeçmek değil; onu ayakta tutan üretim araçları üretimi ve tüketim araçları üretimi arasındaki dengeyi sağlamak için oluyor. Çelişkiler sosyalizmde de var, yaşamın her yerinde olduğu gibi, ama bu çelişkiler kapitalizmdeki gibi uzlaşmaz değil; gelişimin devindiricisi rolünde. Krizler de var, ama kapitalizmdeki gibi yapısal değil, çözülebilir. Yıkımı ve Rusya'da oligarkların yükselişini de hem ekonomik saiklerle hem de partinin eksiklikleri ile ortaya koyuyor. Ama bu kitap "sosyalizm çöktü", "tarihin sonu" diye ilan edenleri tuzla buz ediyor.