Küresel Devrimci Ayaklanma!

Sokaklar tutuştu. Devrimin yalımları tüm Avrupa başkentlerini bir bir dolaşıyor! İspanya, Fransa, İtalya, Arnavutluk, Belçika...

Orada kalmıyor, Brezilya, Arjantin, Endonezya... kıtaları aşıyor.

İki yüz yıl önce posta güvercini hızıyla, 180 yıl önce telgraf ve demiryolları hızıyla, yüz yıl önce radyo verici ve alıcılarının yaygınlığı ölçüsünde, günümüzün “dijital küresi”nde milisaniyeler hızıyla yayılıyor devasa ayaklanmalar.

Dünya devriminin dalgaları bu. “Genel bahaneler” her bir ülkede farklı. Görünür nedenler çeşit çeşit. Ama ayaklanmalar eş zamanlı, eş anlı. Her biri bir diğerini tetikliyor, ileri itiyor.

Hiçbir şey tesadüf değil. Hiçbiri rastgele oluşmuyor. Tarihsel birikimin kaçınılmaz sonucudur yaşanan. Emperyalist-kapitalist sistemin çöküşünün getirisi. Küresel devrimci durumun önlenemez sonucu. Küresel devrimci durumun dışa vurumu.

Devrimci fırtına bir çığ misali kopmuş geliyordu. Bunu ancak aymazlar fark edemezdi. Dünyaya burjuva gözlüklerle bakıp her şeyi sarı gören uzlaşmacılar, yeminli devrim kaçkınları anlayamazdı. “Sağın yükselişi” diyor, başka bir şey demiyorlardı. Tüm dünyaya burjuva parlamentarist alıklık penceresinden bakan, seçim sandığından başka bir “değişim aracı” bilmeyen sosyal reformistler için, onlarca kentte yüz binlerin sokaklara akması ne şaşırtıcı bir gelişme!

Kitlesel devrimci şiddete gelince... Nasıl da ürküyorlar sokaklara akan dizginsiz kitlesel şiddetten! Sorsanız, hepsi yeminli devrimci! Devrim dediğiniz şey, dünyanın en düzensiz, en otoriter eylemidir. Yığınların devrimci enerjisinin dizginlerinden boşanmasıdır. Böylesine “şiddet dolu” bir toplumsal eylemin “taşkınlık” barındırmayan kortejlerin yürüyüşü ile gerçekleşeceğini mi bekliyordunuz yoksa!?.

Dünya devrimi dalgası hızını aldı. Artık emperyalist merkezler devrim ateşiyle ısınıyor. Hiçbir kapitalist ülke bu gelişmeden muaf değil; hiçbiri kenarda, “güven içinde” kalamayacak. Bugün bu “öldüren dalga” geri çekilse, yarın daha güçlü bir şekilde tüm kapitalist, emperyalist metropolleri dövmeye başlayacak. Daha doğrusu, bir yerde geri çekilirken diğer yerde yükselmeye, kesintisiz bir şekilde yerküremizi dolanmaya devam edecek.

Peki ya Türkiye? Açlığın, yoksulluğun, yolsuzluğun, çürümenin, kopkoyu bir baskının olduğu bu topraklarda işçi ve emekçilerin, gençlerin ve kadınların, varlığı inkar edilen Kürt halkının başkaldırısı, direnişi, eylemi ne zaman durdu ki! Tüm ülke “direniş ocakları” ile dolu. “Genel bahane”sini bekleyen potansiyel ayaklanma uzun yıllardır mayalanıyor.

Arama